Ahlak, insan davranışlarını doğru veya yanlış olarak değerlendiren kurallar bütünüdür. Peki, bu kurallar evrensel midir? Yani tüm toplumlarda aynı ahlak yasaları mı geçerlidir, yoksa ahlak değişken bir olgu mudur?
Bu konuda iki farklı görüş vardır. Bazı filozoflar, ahlaki kuralların herkes için aynı olması gerektiğini ve evrensel bir ahlak yasasının var olduğunu savunur. Öte yandan, bazı düşünürler ahlakın kültürel, tarihsel ve sosyal koşullara bağlı olarak değişebileceğini öne sürer.
Bu yazıda, iki görüşü inceleyerek kendi fikrimi paylaşacağım.
Evrensel Ahlak Yasası Vardır Görüşü
Evrensel ahlak yasasının var olduğunu savunanlar, bazı ahlaki kuralların herkes için geçerli olması gerektiğini öne sürer. Immanuel Kant gibi filozoflar, "Kategorik Imperatif" (Koşulsuz Buyruk) kavramını ortaya atarak evrensel bir etik anlayış geliştirmiştir. Kant’a göre, bir eylemin ahlaki olup olmadığını belirlemek için şu soruyu sormak gerekir: Eğer herkes aynı şekilde davranırsa, toplumsal düzen devam edebilir mi? Eğer cevabımız "evet" ise bu davranış evrensel olarak doğru kabul edilebilir.
Örneğin, "yalan söylememek" birçok kültürde temel bir ahlaki kural olarak kabul edilir. Bir toplumda herkes yalan söyleseydi, güven ortamı tamamen yok olurdu. Bu nedenle, yalan söylemenin yanlış olması evrensel bir ahlak yasası olabilir.
Bunun yanı sıra, masum birine zarar vermemek de evrensel kabul edilen bir ahlaki ilkedir. Örneğin, savaş suçları uluslararası yasalarla cezalandırılır. 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, haksız yere insanlara zarar vermenin yanlış olduğunu vurgular. Bu belge, temel insan haklarını koruyarak ahlak kurallarının evrensel olduğunu gösteren önemli bir örnektir.
Bir diğer örnek ise adalet kavramıdır. Adalet, çoğu toplumun temel değerlerinden biridir. Mahkemeler suçluların adil bir şekilde cezalandırılması için çalışır. Eğer adalet kavramı kültürel olarak değişken olsaydı, bir ülkede hırsızlık suç sayılırken başka bir ülkede teşvik edilen bir davranış olabilirdi. Ancak hırsızlığın birçok toplumda yanlış kabul edilmesi, adaletin evrensel bir ahlaki ilke olduğunu gösterir.
Ahlak Değişkendir Görüşü
Bazı düşünürler ise ahlakın evrensel olmadığını, aksine toplumdan topluma ve zamandan zamana değiştiğini savunur. Friedrich Nietzsche ve Michel Foucault gibi filozoflar, ahlaki değerlerin kültürel ve tarihsel süreçlerde şekillendiğini ve mutlak doğrular olmadığını öne sürerler.
Örneğin, kölelik tarih boyunca bazı toplumlarda normal karşılanmış, hatta ahlaki bir çerçeve içinde değerlendirilmiştir. Antik Roma’da kölelik toplumsal düzenin bir parçasıydı ve birçok filozof tarafından doğal kabul ediliyordu. Ancak günümüzde kölelik evrensel olarak yanlış kabul edilmektedir. Bu, ahlaki normların zaman içinde değişebileceğini gösteren önemli bir örnektir.
Benzer şekilde, çok eşlilik ve tek eşlilik toplumlara göre farklılık göstermektedir. Bazı kültürlerde çok eşlilik normal bir uygulama olarak kabul edilirken, Batı toplumlarında genellikle tek eşlilik tercih edilir. Örneğin, Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde çok eşlilik yasal ve kabul edilebilir bir sosyal normdur. Ancak Avrupa’da ve Amerika’da çoğunlukla tek eşlilik ideal olarak kabul edilir. Bu farklılıklar, ahlaki değerlerin evrensel olmaktan çok kültürel bağlamlara göre şekillendiğini göstermektedir.
Bir diğer örnek kadın haklarıdır. Geçmişte bazı toplumlarda kadınların oy kullanma hakkı bile yoktu. Ancak zamanla kadın haklarına verilen önem arttı ve birçok ülkede kadın-erkek eşitliği temel bir ahlaki değer olarak benimsendi. Fakat bugün bile dünyanın bazı bölgelerinde kadınların sosyal hakları kısıtlanmaktadır. Bu durum, ahlaki değerlerin toplumdan topluma farklılık gösterebileceğini ortaya koymaktadır.
Evrensel bir ahlak yasasının var olup olmadığı, insanlığın en temel etik sorunlarından biridir. Bazı ahlaki ilkeler zamandan ve kültürden bağımsız olarak doğru kabul edilirken, diğerleri toplumsal koşullara göre değişmektedir. Bu durum, evrensel ahlak yasasının var olup olmadığına dair tartışmaları sürdürülebilir kılmaktadır.
Bana göre, belirli temel ahlaki kurallar evrensel olabilir. Örneğin, masum bir insana zarar vermemek veya adaleti gözetmek gibi değerler, kültür fark etmeksizin birçok insan tarafından doğru kabul edilir. Ancak, birçok etik ilke içinde bulunduğu toplumun koşullarına göre şekillenebilir. Örneğin, bazı toplumlarda bireysel özgürlük ön planda tutulurken, diğerlerinde toplumsal uyum daha büyük önem taşıyabilir. Bu, ahlak yasalarının mutlak olmadığını ve içinde bulunduğumuz kültüre, zamana ve sosyal yapıya bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir.
Ahlakın evrenselliği konusundaki tartışma, dünya toplumlarının birbirleriyle kurduğu ilişkileri ve ortak etik anlayışlarını nasıl şekillendirdiği açısından büyük önem taşır. Eğer bazı temel etik kurallar ortak bir paydada buluşabiliyorsa, insanlar arasında güven, adalet ve saygıya dayalı bir iletişim kurulabilir. Öte yandan, ahlaki normların değişken olduğunu kabul etmek, farklı kültürler arasındaki hoşgörüyü artırabilir ve bireylerin birbirlerini anlamalarını sağlayabilir.
Bu nedenle, evrensel ahlak yasalarının varlığı veya yokluğu kesin çizgilerle ayrılabilecek bir mesele değildir. İnsan doğası gereği etik kuralları sorgulamakta ve bu kuralları zaman içerisinde şekillendirmektedir. Önemli olan, her görüşü anlamaya ve değerlendirmeye açık olmak, etik değerlerin sadece bireysel veya kültürel bağlamda değil, insanlık ölçeğinde nasıl geliştiğini gözlemleyebilmektir.